15 Kasım 2015 Pazar

Güneşle başla

Hayli karamsar bir tonda kaleme aldığı Vahiy yorumunu şaşılası aydınlık bir tonda sonlandırır D.H. Lawrenceumut vaat eder adeta. 

Şöyle ki: 
Hz. İsa, "Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin," derken, gerektiğinde kendini dünyevi otoriteye teslim etmesini telkin eder bireye. "Komşunu kendin gibi sev," derken de yine birey olmayı terk etmesini telkin etmektedir bireye. 
Nihayetinde; 
- Hiçbir insan saf birey değildir; kollektif bilincin parçasıdır. 
- İnsan, birey olmayı özleyebilir ama devlet veya ulusun parçası olduğu sürece dünyevi gücün parçası olmak zorundadır. 
- Devlet, kollektif özden oluşur. 
- Devlet, güçtür; başka türlü olamaz. Sınırlarını ve refahını -dolayısıyla iktidarını- korumak zorundadır; bunda başarısız olursa bireysel yurttaşlarına ihanet etmiş olur. 
- Bir yurttaş, birey olarak gerçek tatmini kollektif güç duyusunun tatmininde bulur. Ülkesi eğer gücün ve ihtişamın zirvelerine tırmanıyorsa kendini doygun hissetmenin ötesinde diğerleri üzerinde kendi -kollektif- gücünü göstermenin tutkusuna kapılır. 
- Güçlü demokrasilerde kollektif güç bireysel zorbalığa dönüşür. 
Öte yandan: 
- Bireyselliğim sadece bir yanılsama. 
- Ben, büyük bütünün parçasıyım; bundan asla kaçamam. 
- Bağlarımı inkâr edebilir, kırabilir, bir parça olabilirim ama o zaman zavallı olurum. 
- Modern insan bağlanmaya tahammül edemiyor. 
Kaçmalı, yalnız olmalıyız. Birey olmak, özgür olmak diyoruz buna. Peki ya gerçekte özgür mü oluyoruz, yoksa intihar mı ediyoruz? 
- Kollektif özü değil de sadece bireysel özü dikkate alan bir ideale sahip olmak sonunda birey için ölümcüldür. 
Ve dahası: 
- Birey sevemez (sevmemeli); sevdiğinde, saf birey olmaktan çıkar. 
- Tümüyle sevgiye teslim olmak, sahiplenilmek demektir ki bu, bireyin ölümüdür. 
Sonunda şöyle bağlıyor: 
- Organik bağlarımızı yeniden kurmalıyız; 
kozmos (evren) ile, güneş ile, yeryüzü ile, insanlık ile, ulus ile, aile ile... 

Peki nasıl? 
Yolunu gösteriyor: 
- Güneşle başla; gerisi yavaş yavaş olur. 

Vurdum kendimi ıssız Kayran sahiline; uzanıverdim ılık çakılların üzerine, sırtüstü. Erken öğleden sonra güneşi yakıcı değil. Aksine, rahatlatıcı sıcaklıkta, huzur verici ama her zamanki gibi görkemli. Parlak ışık göz bebeğimden geçip beynimin işitme merkezine ulaşıyor. 

"Ben buradayım, hep buradaydım ve hep olacağım" diyor. 
Duydum, anladım dercesine göz kapaklarımı hafifçe indiriyor ve hemen kaldırıyorum. Zerresini yitirmek istemiyorum bu saf altının.  Benliğimin... 
Ezelden ebede... 
   Alfa, Omega... 


Sevgiler, 


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.