10 Aralık 2014 Çarşamba

Şanslı Sisyphus

Her seferinde bir yolunu bulup ölümden kaçan kurnaz kral Sisyphus sonunda sonsuz işkenceyle cezalandırılır: koca bir kayayı itekleyerek yüksek bir dağın tepesine zar, zor çıkarıyor ve tam tepeye vardığında kaya aşağıya yuvarlanıyor... ve Sisyphus kayayı yine yukarı çıkarıyor ve kaya yine aşağı yuvarlanıyor ve Sisyphus kayayı yine yukarı çıkarıyor ve kaya yine aşağı... ve yine... ve yine... ...  
Ebedi bir işkencedir bu.  

Kendini sonsuz işkenceye mahkum hissedenler sık başvururlar bu öyküye, kendilerini Sisyphus ile özdeşleştirmeye.  

Bilse aslında Sisyphus ne denli şanslı olduğunu...  
Ya tepeye taşınacak kaya olmasa?..  
Ya hiç tepe olmasa?..  
... ...  

Sevgiler, 


Ruşen

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Köpek uşağımı yedi ama...

Beş baş rezil, laf olsun diye on yardımcı rezil ve daha bir dolu rezil...
Bu rezillerle birlikte rezilliğin parçası olmayı daha ne kadar sürdüreceğiz?  

Rezilliğin dışına çıkmadıkça, dürüst zemine ayak basmadıkça rezillerle başa çıkamayacağımızın;
Rezilliğin içerisinde, rezillerle birlikteyken rezilliğe ve rezillere dur diyemeyeceğimizin;
Rezillerle birlikte rezilliğe rıza gösterdikçe rezillerden farksız rezil olacağımızın;
Rezillerle beraber rezilleştiğimizin farkına ne zaman varacağız?  

Rezillikten kurtulmak için bir an evvel çıkmak lazım bu reziller cemiyetinden.  
Ancak o zaman dürüstçe mücadele edebiliriz rezillerle ve rezillikle.  
Rezillikle mücadele edelim, rezillerle değil demek anlamsız.  
Rezillik, rezillerle mücadele etmeden bitmez.  
Aksi halde, ne söylesek boş.  

Derler ya, hani, 
-- Köpek uşağımı yedi ama ben de ona neler dedim...  
(* uşağım: çocuğum)  

Sevgiler diye bitirmek gelmiyor içimden,


Ruşen

15 Mayıs 2014 Perşembe

Soru

Hayatın anlamını sorgularken ölümü es geçmek olmaz.

Hani, derler ya, ölmeden önceki son saniyede tüm hayatı geçermiş gözünün önünden insanın.
Bence bir saniye değil o; o geçen tüm bir hayat.

Düşünmeden edemiyor insan, en son yiyeceğim istavrit hangisi olacak, acaba; arabamın kilometre saati en son ne zaman 160'ı geçecek, en son kırmızı ışık ihlalim, hatta son araba kullanışım; en son yudum biram veya elma dilimli patatesten son lokmam; Tunalı'da son yürüyüşüm; belediye otobüsüne son binişim, inişim; yoksa halk otobüsü mü; televizyon karşısında son uyuya kalışım, en son uyanışım; dinleyeceğim son tango; en son en şık ocho cortado'm; dizimde hissedeceğim son acı; belimdeki son ağrı; dudağımdaki son uçuk, dişimdeki son sızı, keseceğim son tırnak; son kahkaham, son gülümsemem, en son tebessümüm...

Soruyorum:
Ölünce mi biter hayat, yoksa hayat bitince mi ölür insan?

Sevgiler,

Ruşen


11 Nisan 2014 Cuma

Fil

Muhtarla aram iyidir.  Hani, iyi derken, o bana saygıyla yaklaşır ben de ona.
Genellikle öyle yaparım; bana dokunmayana dokunmam.
Yani, diyesim o ki, muhtarla bir meselem yok.
Benim yok ama olanlar var.  Ne de olsa köy burası.
Muhtarla meselesi olanlar arada bir, fırsatını bulduklarında çakmayı ihmal etmiyorlar.
Bazen ıskaladıklarında bana denk geliyor.

Kasabadaki oto yedek parçacısının yeğeni bizim köydeki kahveyi işletir.
Genç ya, kanı deli.  Muhtara en çok çarpan ve en fazla ıskalayanlardan biri.
Kahvenin televizyonunda duymuş, önceden hazırlığını yapmış, ben içeri girince kalınca bir kitabı uzatıverdi burnuma.
Baktım, lacivert zemin üstüne hayli çocuksu bir kaligrafiyle TDK yazıyor kapağında.
Anladım tabii lafın nereye varacağını.
Nekrofili üzerinden milleti galeyana getirmeye kalkışan televizyoncuları ben de izlemiştim.

Belki anlar diye hatırlattım; iki kardeşi de İstanbul'a gittiği halde köyde kalıp kahveyi işlettiğinden bahisle, geçen gün, "Abi, ben mazohist miyim?" diye dert yandığını.  "Bu adam valla sadist" diye babasından şikayet ettiğini.
Anlamadı.
"Aç o elindekini, bir bak ama önce bana bir çay getir," dedim.

Bir an için niyetlendim, sonra vaz geçtim açıklamaktan; anglofil, frankofil, sinofil, klorofil, hidrofil, odyofil, filozof, filarmoni, filantropi, filateli, filoloji, hatta Philadelphia ne demek.
Televizyonda ahkam kesen münevver müsveddesi ağabeyleri bile bile bile cahillik yaparken bu cahilden filomat yaratacak değilim.

Peki, millet galeyana geldi mi?  
Hayır.
Çok şükür ki ortalama bir televizyon izleyicisinin eski Yunancası ortalama bir televizyon programcısından daha iyi.

Sevgiler,

Ruşen