29 Ekim 2017 Pazar

Güvensizlik

İnsanların güvenlik hissine duydukları ihtiyaçtan bahisle güvenlik hissinin ve bu hissi destekleyen - sahte dahi olsa- güvenlik algısının ne denli önemli, hatta elzem olduğunu söylemiştim. İnsanlar, güvenlik arıyorlar... Ancak ilginçtir ki insanlar güvenlik kadar güvensizlik de arıyorlar. Bunun anlamak çok zor işte. Çalışmalıyım üzerinde...

Korku filmi izlemem; izleyemem. En fazla gidebildiğim merhale gerilim filmidir. Onda bile pürdikkat kesilir, korku sınırını aştığında bırakırım izlemeyi. Ama biliyorum ki korku filmi tutkunu hatırı sayılır bir kitle var. Bir grup insan demiyorum -öyle olsaydı bu denli para harcanmazdı korku filmi yapmak için; çok sayıda insan korkmak için yanıp tutuşuyor. Pek tabiidir ki onların ihtiyacını karşılayan bir sektör oluşuyor, hemen.

Peki, sorumu tekrarlayayım, niye?.. Niye bu korku, güvensizlik arayışı?..
Bir nevi özsavunma içgüdüsü olsa gerek.
Kendini olası tehlikelere karşı korumanın yolu -sürekli tetikte olmanın yanı sıra- sürekli güvende hissetmemekten geçiyor olmalı.
İçgüdüsel olsa gerek, zira on binlerce yıldır, insan düşünüp de düşündüğünü aktarmaya başladığından beri korku ve endişelerini başkalarına aktaragelmiştir. En masum masal bile korku unsurlarıyla bezelidir; efsaneler cabası...

Zaman zaman gerçekleştirilen askeri manevralar misali, bir tehdit yaratıp ona karşı savunma yetisini geliştirmek, ileride karşılaşılabilecek daha ciddi bir gerçek tehlikeye karşı korunmada yardımcı olur.
Aşı da benzer şekilde savunma mekanizmasını geliştirir insanın.
Kimi hafif, kimi şiddetli, kimi seyrek, kimi çok sık yapıyor bu manevraları, aşıları...
Ancak, birçok öğrenilmiş davranış gibi, bir süre sonra alışkanlık, tutku, hatta bağımlılık haline geliyor.

Ve işte bu noktada çok satan romanlar, filmler, reality programları, haber metinleri devralıyor insanı.
Ve tabii insanı endişe ve korku ile besleyen medya akışının içerisine serpiştirilmiş reklamlar...
Ve dahası, irade kontrolü...

Korku ve türevleri: endişe, kaygı, panik... hepsi kişinin iradesini kontrol altına almaya yönelik mesajın (payload) en etkin şekilde hedefe ulaştırılmasına yardımcı olur; müdafaa kalkanını zayıflatır; sonuçta kişinin doğru düşünmesini, sağlıklı muhakemesini ve faydalı sonuca varmasını engeller.

Ruşen

3 Haziran 2017 Cumartesi

Güvenlik

Şimdilerde güven ve güvenlik tabirlerini çokça kullanıyoruz ama bu kavram aynı zamanda emniyet olarak adlandırılır ki o da emin olmak kökünden gelir. Emin olmak bir bakıma biliyor olamayı da çağrıştırır; biliyor olmak ise çoğu zaman güven veren ve dolayısıyla rahatlatan bir durumdur insan için. Bilmediğimizden çekiniriz; bilmediğimizde korkar, huzursuz oluruz.

Emin olmak (edilgen fiil) ve temin etmek (etken fiil) tabirleri bazı Batı dillerinde asürans (assurance) olarak karşılık bulurken, söz konusu güvenlik/emniyet olduğunda security öne çıkmakta (sécurité, sicurezza, seguridad, segurança, ...) Almanca'da ise hem assurance, hem security, ikisi de Sicherheit olarak adlandırılmakta. İngilizcedeki safety ise Türkçe ve diğer birçok Batı dillerinde güvenlik, emniyet, security, sécurité, seguridad şeklinde yine aynı kavram ile ifade  edilmektedir.

Benim aşina olmadığım başka diller de incelendiğinde, sanırım çoğunda güvenlik, emniyet, emin olmak, temin etmek, korumak, kollamak ve benzeri kavramların benzer şekilde ifade ediliyor olduğu görülecektir.

Sırtını dayamak, dayanmak, emin olmak, güvenmek... bunların hepsi insanı rahatlatan, huzur veren bir hissi adlandıran ifadelerdir. Kendimiz veya sevdiklerimizin yaşamının, geleceğinin güvende olduğunu bilmek ister; aksi halde huzursuz oluruz. Huzursuzluk, insan doğasındaki en önemli güdülerden biridir. Bireyin, toplumun, medeniyetin gelişiminde huzursuzluk güdüsünün önemli yeri olduğu yadsınamaz. Tıpkı evrende entropinin maksimize edilemesi yasası gibi huzursuzluğun minimize edilmesi yasası da var olmalı. Dolayısıyla, huzursuzluğu minimize etmede önemli etkisi olan güvenlik ihtiyacının giderilmesi, gerek birey, gerekse toplumun sağlıklı gelişimi için elzemdir. Ancak, gözardı edilemeyecek gerçek şudur ki güvenlik ihtiyacının gerçekten giderilmesinden ziyade güvenlik hissinin tatmini, güvenlilik algısının yaratılmasıdır önemli olan. 

Algı yönetimi -birçok konuda olduğu gibi- toplulukların idare edilmesinde etkilidir. (Bilhassa idare tabirini kullandım; güvenlik algısı vaziyeti idare etmekten öte değildir çünkü.) Toplulukların kısa vadeli huzuru için algı yönetimi önemli olsa da, kalıcı ve etkin sonuç için olgu yönetimi gerekir. Olgu yönetimi ise ticari, siyasi veya maddi menfaat veya şöhret düşkünlüğünden, hamasetten, vaziyeti idare etmekten, idare-i maslahatçılıktan uzak, elden geldiğince akılcı ve akıllıca yürütülmeli. 

Diyeceksiniz ki "Sen güvenlik uzmanı mısın ki atıp tutuyorsun?" Güvenlik uzmanı değilim; doktor da, ahçı da... Ama kötü tedaviyi anlarım, hele bana uygulanıyorsa... veya yediğim kötü yemeği iyisinden ayırt edebilirim. Bu yüzden, komutası altındaki gariban askerlere hedef tahtası tutturup, bacak arası ters atış yapan biri daha sonraları takım elbise ve kravatla televizyonda güvenlik uzmanı diye ahkâm kestiğinde veya bir zamanlar en ufak güvenlik tedbirinde yeri, göğü inleten, yabancılar vasıtasıyla kendi devletini köşeye sıkıştırmaya kalkışan bazılarının birkaç terör olayında korkuya kapıldıklarında nasıl da çark ettiklerini gördüğümde, hem kendi, hem de onları dinleyen, sözlerine değer verenler adına rahatsızlık duyarım. Haydi bunlar neyse ki yetkili konumda değiller. Ya yetkililer?.. Ya onların daha güvenli olacağız diye uyguladıkları, pratikte ilave güvenlik sağlamanın aksine mevcudu daha kötüye götüren uygulamalar?.. 

Otuz küsur sene öncesinden başlayalım: Esenboğa havalimanında ASALA'nın gerçekleştirdiği katliamın ardından - daha önce alınmayan basit tedbirlerin tam aksi - aşırı sıkı önlemler alınmıştı. Görevli ve yolcuların haricinde kimsenin havalimanına girişine izin verilmiyordu. Biletli yolcuların haricinde hiçkimse, yolcusunu karşılamak veya uğurlamak için dahi havalimanına giremiyordu. Tam bir saçmalık!... Bir amaç uğruna hareket eden, adanmış teröristlerde söz ediyoruz. Bu insanlar ölümü dahi göze alırlar ve öleceklerini bilerek kalkışırlar böyle bir eyleme. Genellikle ölürler de... Ellerindeki otomatik silahlar, kullandıkları mermiler, vesaire... eylemi gerçekleştirmek için hayli para harcarlar. Peki, bunca para harcamayı ve ölümü göze alan kişi, üç beş kuruş daha harcayıp bir kısa mesafe yurt içi - mesela İstanbul - bileti alamaz mı? Düşmanı küçümsemekten daha aptalca ve bir o kadar ölümcül hata olamaz.

Güvenliğim söz konusu olduğunda aptallıkları gülümseyerek karşılayamıyor, geçiştiremiyor, varsın olsun diyemiyorum. Çünkü aptallığın sonucu ölümcül oluyor... Vaziyeti idare etmek amacıyla alınan, görünürde çok sıkı ama esasta içi boş bir dolu tedbir, kimi zaman yarattığı güvenlik algısı sonucu oluşan sahte güvenlik hissi, kimi zaman ise uygulamada ortaya çıkan zorluklar sebebiyle zamanla uygulanmaz oluyor ki işte ölümcül tehlike burada gizli.

Peki, kalın, yüksek duvarlar; tavizsiz, sert tedbirlerle görünürde var ama esasta olmayan bir güvenlik uygulaması niçin daha cazip gelir? Çünkü böylesi, algı yaratmada daha etkilidir... ve aslolan algıdır.

Algının tehlikeye kapı araladığı gerçeğine gözlerini yumanların çoğu gösteriş düşkünü ve bilgi yoksunu saflardır ama gerçeği bildikleri halde kendilerini haklı göstermek için şu argümanı öne sürenler de vardır: Efendim, yaratılan yanlış algının - aynı zamanda - düşman (tehdit) üzerinde caydırıcı etkisi olur. İşte, bunu düşünmek tehlikeye en açık davetiyedir.

Önemli olan, olması gereken, pratik ve yönetilebilir bir güvenlik sistematiği oluşturmaktır. Her zaman söylerim, tekrarlayayım: güvenlik, akıl işidir... güç değil. 


Ruşen