18 Kasım 2015 Çarşamba

Coğrafya

Televizyonda ahkâm kesen o kanaat önderleri, fikir adamları, yazar çizer takımı ve sair zevatı bizim köyün kahvesine davet etsem, hiçbiri -yeminle- ikinci cümleyi kuramaz; çünkü daha birinci cümlede alır cevabı, "De get lan!" 

Kayran köy kahvesindeki tartışmalar televizyondakilere nazaran çok daha sağlam mantık çerçevesinde yapılır. Dahası, herkes söyleyeceğini tartarak konuşur; bilir ki saçmalamaya başladığında yanındaki veya arkasındaki hemen elini omuzuna koyar; o da o an susar. Ama televizyonda öyle mi. Moderatör denen çelimsiz adam veya kibar hanım elle müdahale etmeye çekinir. Bırak müdahaleyi; aksine, gözünü daha da açıp kirpiklerini kırpıştırarak, yüzünde fazladan bir merak ifadesiyle kulak verir saçmalayana. Saçmalayan da bundan cesaretle daha da saçmalar da saçmalar. Saçmalar, çünkü söyledikleri havada kalır, ayakları yere değmez. 

Televizyonda tartışanların ayakları yere değmez; tartışırken de, yaşarken de... Apartman dairelerinde, rezidanslarda, ofislerde, plazalarda yaşar; arabayla, asansörle gelip giderler, uzak yerlere ise uçakla... Yerle temasları kesiktir, yeri hissetmezler. Yaşarken yere sağlam basmadıkları için tartışırkenki kurguları da sağlam olmaz. Köy kahvesindeki ferasetin sırrı köylü kısmının ayağının yere değmesindedir. Yaşarken ayağı yere değdiğinden, tartışırken de ayağı yere basar. Her daim yerle temas halindedir. Yerle bu denli yakın ilişki içerisinde olması, mekân bilincinin gelişmesine sebep olur. 

Halbuki televizyondakilerde mekân bilinci neredeyse yok denecek kadar azdır. Tartışmalarının mantığını kurgularken mekânı, yani coğrafyayı, genellikle es geçerler. Bu yüzden tartışmadaki tezleri daha ikinci cümlede yerle yeksan olur; ondan sonra ne yapacaklarını, nasıl toparlayacaklarını bilmez halde saçmalar dururlar. 

Televizyondakilerdeki bu mekân bilinci yokluğu onları coğrafyadan uzaklaştırır; hatta tamamen ihmal ederler coğrafyayı. Tartışmayı çoğu zaman sosyal düzeyde başlatıp sosyal düzeyde sürdürür ve sosyal düzeyde sonlandırıp sosyal sonuçlara varırlar. Sosyal katman onlar için genellikle ilk akla gelen, ilk eşelenendir. 

Ne var ki sosyal olguların çoğu tarihten süzülerek oluşmuştur. Sosyal katmanın altında tarih katmanı yer alır. Biraz daha derine inebilenler, sosyal katmanın altında yatan tarih katmanını da dahil ederler tartışmanın kurgusuna. İzleyici, bu tartışmacılara biraz daha saygıyla bakar. Artık, tarihle ilgilenen kişileri ister istemez yaşlı olarak mı değerlendirir, yoksa orta okuldaki tarih hocası mı aklına gelir, bilemem ama tartışmada tarih katmanına inenler, sosyal katmanda kalanlara nazaran daha bir hüsnükabul bulur seyirci nezdinde. 

Halbuki, tartışmayı gerek sosyal katmanda sürdürenler, gerekse tarih katmanına inenler şu hususu göz ardı etmektedirler: sosyal katman ve altındaki tarih katmanı, her ikisi de en alttaki coğrafya katmanının üzerinde yer alırlar. Coğrafyayı ihmal ederek, sadece tarih veya sosyal olgular üzerine tartışmayı kurgulamak doğru olmaz. Ayağı yere basmayan bir kurgu olur ki bunu da her daim ayağı yere basan köylü kısmı hemen fark eder; fark etmese de hisseder ve kapatır televizyonu. 

Bu sebeple, Türkiye ülkesi ve halkı üzerine hemen her konuda ahkâm kesenlere tavsiyem: sanki Belçika'nın yanında konuşlanmışızcasına konuşmayın. Önünüzde daima küçük bir dünya haritası bulundurun, konuşurken göz ucuyla bakın. Tabii, en iyisi, bu haritanın zihninizde olmasıKonu her ne olursa; ister trafikteki davranış, ister sağlık sorunlarına bakış, ister ister ticari ahlak, ister eğitim sistemi, ister siyaset, ister şehir planlama, ister evdeki düzen, her neyse... 


Sevgiler, 


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.