1 Haziran 2019 Cumartesi

Koskoca bir açıklık varken...

Uzun zamandır yolum düşmemişti Kayran'a; kısmet bugüneymiş... Gelir gelmez ilk işim sahile inip biraz yürümek, oturup seyre dalmak denizi ve yine biraz yürüyüp yine biraz seyre dalmak olurdu hep. Özlemişim; bu kez de öyle yapayım istedim.  Ama ne mümkün...

Yeni muhtar işgüzarlık yapmış; seçildikten sonra yememiş, içmemiş, ilk iş sahilin girişini paralı turnikelerle kapatmış. Öyle, böyle değil... hemen her noktada ya bir engel var, ya da bir turnike. Her turnikenin başında üniformalı bir güvenlikçi... Turnikelerden geçmek de öyle her önüne gelenin harcı değil. Bildiğimiz para geçmiyor. Onun yerine, muhtarlığa kadar gidip yüksek güvenlikli kart almak gerekiyor. Muhtara adını, soyadını, baba adını, doğum yerini ve vatandaş kimlik numaranı -yabancıysan pasaport numaranı- veriyor, bir de şipşak resmini çektirip filigranlı, karekodlu, fotoğraflı bir kart alıyor, sonra o karta bir miktar giriş ücreti yükletiyorsun... ki bu saçmalığa ödenen para çıksın, bir miktar da muhtara kalsın.

Sahilde yürüme arzum, bu saçmalığı protesto etme isteğimden daha ağır bastığı için söylene söylene tüm bu işlemleri yaptım ve sahile indim. Güvenlikçinin gözünün içine bakarak kartımı turnikeye okuttum ve geçtim. Ohh... olmak istediğim yerdeyim artık; istediğim gibi dolaşabilirim.

Bir süre dolaştıktan sonra oturdum, denizi seyre daldım. Birkaç dakika geçti, geçmedi koyun doğusundan burnu dönen bir tekne gördüm; daha doğrusu önce duydum, sonra gördüm. Bir tekne dolusu göbek atan insan baştan kara kıyıya vurdu. Bazıları daha açıktayken atladı, yüzerek çıktı. Diğerleri kilimler, sepetler ve bir büyük mangal indirdi tekneden. Sonra yayıldılar çakılların üstüne; başladılar çala oynaya eğlenmeye. Bana da kalkıp gitmek düştü oradan.

Turnikeden çıkarken güvenlikçiye sordum, "Yahu bu ne iş?.. bu ne biçim güvenlik?.. Muhtarın forsu bize mi?.. Tıpkı yüksek güvenlikli bir ağ merkezli sistem kurup, yetkisiz erişime ve 'malware'e karşı binbir önlem alıp öte yandan koskoca antenden girene hiçbir şey yapmamak gibi," dedim. Yüzüme bile bakmadan, "Doğrudur," dedi. Birisi, "doğru" yerine "doğrudur" dediğinde hemen anlarım söylediğimi anlamadığını veya umursamadığını. Eh, ne yapayım?.. Onlar umursamıyorsa ben niye umursayayım?..

Yine de, antenden içeri dalmak fikri hoşuma gitti...
Nasrettin Hoca'nın türbesi misali...

Ruşen


18 Mart 2019 Pazartesi

İslamomisi

Uzun zamandır aklımdaydı ama yazıya dökmek gelmiyordu içimden; bu denli korkunç bir olgunun semantiğini tartışmayı gereksiz görüyordum: genelde İslam düşmanlığı, özelde Türk düşmanlığı...

İslam düşmanlığı adına çok sık kullanılıyor İslamofobi tabiri ki buna şiddetle karşı duruyorum.  İslamofobi, İslam korkusu demektir; ancak burada söz konusu olan korku değil nefrettir.  İslam düşmanlığını, İslam nefretini İslamofobi diye adlandırmak bu korkunç olguyu bir bakıma yumuşatmak, kabul edilebilir, hatta sempati duyulabilir hale sokmak demektir.

Yunanca kökenli fobi (phobia) kelimesi  korku veya kaygıyı tanımlayan bir son eke dönüştürülmüştür:  Yükseklik korkusu, karanlık korkusu, ışık korkusu, su korkusu, örümcek korkusu, yılan korkusu, köpek korkusu, kedi korkusu, arı korkusu gibi...  Topluluk önünde konuşma korkusu, çarşıya çıkma korkusu, kapalı yerde kalma korkusu, çocuk doğurma korkusu, uçağa binme korkusu, köprüden geçme korkusu, hasta olma korkusu, mükemmel olmama korkusu...

Fobiler genellikle temelsiz ve de istemsiz korkular veya kaygılardır ki çoğunlukla tedavi edilmeye çalışılır ve yine çoğu zaman hoşgörüyle karşılanır.  Halbuki İslam düşmanlığının, Türk düşmanlığının bizim açımızdan hoş görülecek tarafı olamaz; olmamalı.  Dolayısıyla, temelsiz ve istemsiz bir korkuymuşçasına İslamofobi tabirini kullanmamalıyız... en azından biz.  Zira, temelsiz veya istemsiz bir korku veya kaygı değil tamamen bilinçli bir düşmanlıktır söz konusu olan.  Dolayısıyla, İslam korkusu anlamına gelen İslamofobi değil, İslam düşmanlığı anlamına gelen bir başka tabir kullanmak gerekir; mesela, İslamomisi (-misia).

Geçen cuma günü Christchurch'de cami basıp elli kişiyi katleden caninin İslamdan korktuğunu sanmak hayli safdillik olurdu yoksa.

Ruşen