Kayran dediğin küçük yer. Alışveriş merkezi bile yok.
Canı sıkılan bakkala gider; kimi Recai'yle laflamaya, kimi kapının yanıdaki gazetelerin manşetlerine göz atmaya.
Haftada bir pazar kurulur yol boyunca. Yiyecek, giyecek, kap kacak pazarı...
Ayda bir daha büyük olur pazar. Civar köylerden, kasabalardan eski eşyalar gelir, şehirlilere satılmaya.
Gider bakarım bazen.
Eski kap kacak, nacak, lamba, fener, daha neler... neler... kapı kilitleri, anahtarlar, anahtarlıklar, cezveler, sahanlar, havanlar, küpler, taslar, makaslar, çakılar, bıçaklar, radyolar, pikaplar, teypler, kasetler, plaklar -otuz üçlük, kırk beşlik, yetmiş sekizlik- masa saatleri, kol saatleri, cep saatleri, kitaplar, kartpostallar, postallar, ayakkabılar, eldivenler, küpeler, kolyeler, oyuncaklar, abajurlar, sandalyeler, iskemleler, kırlentler, yastıklar, halılar, kilimler, danteller, nakışlar...
Pazar yerinde dolaşırken hep bir sıkıntı olur içimde, çözemediğim.
Artık ihtiyacı kalmayanın elindekini veya ihtiyacı olanın avucundakini satılığa çıkarmasını anlarım.
İlgilendiği konuda aradığı ama piyasada bulamadığı kitabı alanı da...
Çalınan saatinin peşine düşeni veya ısınmak için eski battaniyeye ihtiyaç duyanı, evinde televizyon olsun isteyen garibanı...
Ama hep merak ederim, kullanılmış eski bir makası veya yastığı veya tabağı veya oyuncağı veya küpeyi veya kâseyi kim, ne için, niye alır?..
Dışı mavi, içi beyaz çinko sahanda menemen daha mı lezzetli?
Kırık saplı cezvenin kahvesi daha mı çok keyif verir insana?
Ördek yeşili opalin abajurun yumuşak ışığında ilk sahibinin kitap okurken aldığı keyfi alabileceğini mi sanıyor yeni sahibi?
Peki, ilk sahibi sadece okumakla kalmadıysa; ya şiir denemeleri yaptıysa veya küçük, hoş hikâyeler kaleme aldıysa o yeşil başlı abajurun ışığında?..
Yanında duran bordo dolmakalemi, hatta onun yanındaki suni deri kaplı defteri de alsa, yazabilir mi aynı hikâyeyi veya bir benzerini?
Büyükbabanın resmi yoksa evde, bir fesli büyükbaba resmi almak gerekir mi? Fesli büyükbaba resminin yanına eski yazı bir levha konduğunda soy ağacı yeniden mi yazılmış olur?
Merdiveninin son iki basamağı kırık, boyası birkaç yerde sıyrılmış ama hâlâ parlak kan kırmızısı itfaiye arabasını alan koca adam, o oyuncağı doğum günü sabahı yatağının yanı başında bulan çocuğun sevincini tadabilir mi?
Resimli Bilgi ciltlerinde ilk günün kokusu kalmamışken içindeki piton resmi kimseyi korkutabilir mi hâlâ?
Çeyizini açtığında kalbi heyecanla çarpan genç kız mıdır satın alınan aslında, yoksa kocası iflas ettiğinde porselenlerini satmak zorunda kaldığı için yüreği yanan kadın mı; kayınvalidesinin kristal şekerliğini sevgiyle kullanan gelin mi, yoksa ölen annesinin eşyalarını çöpe atmaya içi elvermediği için eskici çağıran oğul mu?
Zihnimde bu sorularla dolaşıyorum pazarı ama doğrusu, cevap aramıyorum. Cevap başkalarının; ben sadece gözlüyorum.
Özenle bakıldığında görmek mümkün cezveyle kahve yapan genç kızı, sahanda kocasının sevdiği yumurtayı pişiren genç kadını, çeyizindeki porselen tabaklarla sofra kuran anneyi, yıllar boyu o sofrada bir araya gelen aileyi, münakaşada masaya sertçe vurulan gümüş çatalın hafifçe eğilmiş dişini; hatta, çatalı masaya sertçe vuran babanın öfkesinin nedenini...
Anlamak için görmek, görmek için bakmak gerekir; özenle.
Kadının kocasına hediye aldığı soğuk kesme ince uzun rakı bardağıyla kristal su bardağı ayrı düşmüşler. Biri, üzeri markalı, teki, dublesi çizgili rakı bardaklarıyla birlikte; diğeri, kırmızı, mavi puantiyeli su bardaklarının arasında. Pazarı gezen alıcı bilebilecek mi peki bir öbekten birini, diğer öbekten ötekini alması gerektiğini? İkisi tekrar bir araya gelebilecek mi, aynı masada?
Pazar yeri gittikçe kalabalıklaşıyor; geziciler, satıcılar, alıcıların yanı sıra oyuncaklarla oynayan çocuklar, kahve yapan genç kızlar, yemek pişiren kadınlar, salata yapanlar, helva kavuranlar, kahve çekenler, bardaklara limonata dolduranlar, rakıya su katanlar, katmayanlar, leblebi atıştıranlar,
şiir yazanlar, kitap okuyanlar, dikiş dikenler, ütü yapanlar, erkekler, kadınlar, oğullar, kızlar, gelinler, damatlar, kardeşler, anneler, babalar, büyükanneler, büyükbabalar... Bir küçük çay kaşığı bile dört kişi getirmiş beraberinde.
Zordur bir şey almak bu pazardan.
Bardakları eşleyebilmeli, çay kaşığıyla birlikte gelenleri ağırlayabilmelisin evinde. Mutfaktaki dolaba cezveyi yerleştirmek yetmez; elektrikli ocağın nasıl çalıştığını da göstermelisin kızcağıza. Bez bebeği komodinin üzerine koyarken dikkat etmelisin, çocuğun boyu yetişebilsin diye.
Evinin geniş olması kâfi değil, gönlün de geniş olmalı.
Düşünsene; sen koltukta gazete okurken karşındaki kanepede iki kişi, halıda oynayan bir çocuk, yandaki yemek masasında üç kişi, mutfakta bir kadın...
Shyamalan olsan dayanamazsın...
Sevgiler,
Ruşen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.