İhtiyar heyeti sık sık toplanırız köyün kahvesinde.
Köyün meselelerini konuşur, ardından memleket meselelerine geçeriz.
Diyeceksiniz ki küçücük köyün ne meselesi olacak?
Az ya da çok, oluyor işte…
Geçende toplanmıştık yine.
Tam memleket meselelerine geçiyorduk ki muhtar üçüncü çayını söyledi.
Dikkat kesildim.
Genellikle iki bardak içer; ne zaman üçüncüyü söylese, yarıya geldiğinde bir laf atar, ortalık karışır.
Bir yudum… iki yudum…
Bardak küçük zaten; üçüncü yudumu aldı ve bardağı bıraktı masaya.
Kalktı, “Bir üniversite kursak,” dedi; çıktı, gitti.
Dediğim gibi, ortalık karıştı…
Başladık tartışmaya; saatlerce, hatta günlerce…
Ertesi hafta toplandığımızda sanki bir ömür geçmiş gibiydi.
Köy, möy ama hemen her hususta olduğu gibi bunda da herkesin söyleyeceği çok şey varmış.
Millet bir hafta konuştu, durdu.
Üniversiteli tanıdığı olan telefon etti, sordu; olmayan, Google’a danıştı.
Nihayetinde, herkes iyi, kötü bir fikir sahibi olmuştu.
Rahmetli Uğur Mumcu’nun bizim milletin aklına soktuğu bir kavramdır,
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak.
Muhakkak ki rahmetli bunun açılımları ve türevlerine fazlasıyla hakimdi ama ne yazık ki bir dolu sığ görüşlü demagog bu lafın üstüne atlayıp olur olmaz her yerde, vara yoğa kullanır oldu.
Bana sorarsanız, bilgi sahibi olmadan da gayet güzel fikir sahibi olunur.
Hatta, fikir sahibi olmak kimi zaman bilgi sahibi olmanın kapısını aralar.
Ayrıca, masraf yapmadan, çaba harcamadan fikir sahibi olmak ekonomiktir de.
Demem o ki kötü bir şey değildir.
O yüzden, bilgi sahibi olmadan hemen her konuda fikir sahibiyimdir.
Neyse, dönelim bizim köye.
Toplantıda her kafadan bir ses çıkıyordu.
Bakkalla köyün minibüsçüsü heyecanla destekliyorlardı üniversiteyi.
Pansiyoncu Halil de onlara katılınca uyarma gereği duydum, seviyeli birliktelikler konusunda.
Uyarmaz olaydım…
Bir hafta daha tartıştık; haram... harem... mahrem... mahremiyet... masuniyet... masuniyet karinesi... masumiyet karinesi... masum...
Görünen o ki üniversitenin ilk fakültesi hukuk olacak; bir ihtimal fıkıh...
Sonraki toplantıda taşlar artık az çok oturmuştu yerine.
Herkes sakin, akıllı uslu konuşuyordu ki muhtar üçüncü çayı söyledi.
Ben yine pür dikkat!..
- - - - - - - - - - - -
Yarısına gelmiş bardağı masaya bırakırken bana bakarak, “İlk dersi sen ver,” dedi; çıktı, gitti.
Anlaşılan, ilk fakülte elektrik olacak.
Makul…
Nereden baksak, her evde elektrik var; sokakta da.
Biraz tamir dersi versem faydası olur; hiç olmazsa kasabadan tamirci çağırmak zorunda kalmazlar diye düşündüm ama sonra eşimin yıllardır söylediği geldi aklıma: “Ya hat kopuk, ya kısa devre… Onca sene bunu mu okudun?” der, hep.
Hak vermemem mümkün değil. Hemen her arıza farklı ölçekte bir kısa devreye veya hat kopukluğuna indirgenebilir.
Biz elektrikçiler için sorunun kaynağı ya hat kopukluğudur ya da kısa devre söz konusudur; üçüncü bir seçenek olamaz.
Ancak, içinden çıkamadığımız durumlarda sığınabilmek için bir de sistem denilen şeyi icat etmişizdir –ki can simididir.
Yalnız elektrikçilerin mi?..
Herkesin!..
Bakın televizyondaki tartışmalara, panellere, seminerlere, makalelere, kitaplara... Hepsi sistemik sorunlara sistematik çözüm arayan veya sistematik yaklaşımlarla sistemik değişimler kurgulayan zevatla doludur.
Sistem der geçeriz zorda kaldığımızda, anlamadığımızda, anlatamadığımızda.
Tüm aczimizle anlamaya çalışırız.
O, kendini gizler.
Yönlendirmeye çalışırız, naçizane.
O, kendini sakınır, direnir, başına buyruk davranır.
Sistemleri anlamaya ve zapturapt altına almaya çalışmakla geçer ömrümüz.
Anlayabilmek için izlemek, observe etmek gerekir;
yönlendirebilmek içinse kontrol etmek…
Tıpkı hayat gibi…
Observe et… Kontrol et…
Ama sakın unutma; observe edebildiğini kontrol edemezsin,
kontrol edebildiğini observe edemezsin.
Geleceği yönlendirebilir, değiştirebilir, kontrol edebilirsin ama olacağı göremezsin, observe edemezsin.
Observe edebiliyorsan artık geçmiştedir. Ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin olduğunu bilebilirsin ama kontrol edemezsin; yönlendiremez, değiştiremez, engelleyemezsin.
İlk dersimde işte bu teoremle katkıda bulunmuş oluyorum bilim dünyasına:
(Hayatta) İzlenebilirlik ve Denetlenebilirliğin Karşılıklı Ayrıklığı
Mutual Exclusivity of Observability and Controllability (in Life)
Sağ olsunlar, Erwin’le Werner de esirgemediler takdirlerini.
Sevgiler,
Ruşen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.