15 Kasım 2013 Cuma

Görülmez adam

Son birkaç yıldır bir değişim yaşıyor gibiyim; bir nevi metamorfoz. 
Kafkaesk sanrı misali bir sabah uyandığımda fark etmedim; zamanla oluştu. 

Darca bir kaldırımda yürüyorum, önümde üç kişi, sohbet ederek yavaş yavaş yürüyorlar.  Ayağımı sertçe vuruyorum yere, olmuyor; hafifçe öksürüyorum, duymuyorlar.  Sonunda kaldırımdan aşağı inerek geçmek zorunda kalıyorum onları.  Dahası ve en kötüsü karşıdan gelenler.  İki veya üç kişi, bazen dört, karşıdan geliyorlar; el ele, kol kola.  Hani, insan nezaketen biraz yana çekilir, benim de geçmeme müsaade eder, değil mi?  Hayır, kesinlikle böyle olmuyor.  Üstüme, üstüme geliyorlar.  Ya çarpışıyoruz, omuz atıyorum, dönüp ters ters bakıyorlar, ya da ben kaldırımdan aşağı inip onlara yol veriyorum veya bir apartmanın kapı aralığına sığınıyorum. 
Düşünüyorum, insanlar bu kadar mı saygısız diye. 

Ben böyle herkesi suçlar gezerken aklıma düştü, acaba görmüyorlar mı diye. 

Haklıymışım; görmüyorlar. 
Görülmez olduğumu doğruladım ama pek hoşuma gitmedi; görünmez olduğuma karar verdim. 
Çocukluğumun fantezisiydi, görünmez olmak.  Hayalden hayale sürüklerdi beni. 
Geçenlerde televizyonda filmini görünce oturdum izledim.  Film bittikten sonra ekranda akan yazılarda gördüm ki orijinal adı "Hollow Man".  
Sözlükten tercüme ettim: Boş Adam..!.. 

Kayran'da kaldırım mı var ki bunu mesele ediyorsun derseniz;
i
nanmayacaksınız ama burada yol da var, kaldırım da. 
Zaten mesele kaldırım değil; boşluk...  
Muhtemelen, boşluğu niye mesele ettiğimi de anlamayacaksınız. 
Hiçbir şey yapmadan bütün gün sahilde yatıyor olmamı yüzüme çarpacaksanız bu beni üzer.  
Yalnız beni mi?..  Sanırım memlekette çok kişi böyle hissediyor olmalı ki hiçbir şey yapmayanlar için olan tanımlamalar, bir dolu şey yapanlar için olanlara nazaran çok daha fazla ve zengin içeriklidirler. 

Mesela, “boştagezer”… 
Bir an için hayal etseniz boşta gezdiğinizi… 
Kendinizi mutlu hissediyorsunuz, değil mi? 
Sahili okşayan yumuşak dalgalar misali mutluluk veriyor insana. 
Boşsunuz, boştasınız ve üstelik geziyorsunuz… 
Her üçü de mutluluk veren durum ve eylemler. 
Tamam, boşta olmak insanı ürkütebilir; boşlukta olmak gibi...  
Ama eğer düşüp yere çarpma tehlikesi yoksa, boşlukta olmak bir nevi huzur hissi yaratır insanda, hani uzayda yürüyen astronot misali. 

Boşta  olmanın yanı sıra, boş olmak da cok güzel bir his. 
Boş olmak derken; “empty”, “unoccupied”, "bağlantısız"… 
Öyle küçümsenecek bir şey değildir “empty” anlamında boş olmak; aksine, boş olmanın en üst mertebesidir. 
Kafa tamamen boş, boşalmış, hatta mümkünse hiç dolmamış... 
Dolu veya yarı dolu olduğuna nazaran çok daha mutlu eder insanı, boş kafa. 
Yanı sıra, “unoccupied” iseniz mutluluğunuz katlanır, ikiye, belki üçe.  Düşünsenize, kafanızı meşgul eden hiçbir şey yok, bomboş içi.  Ne olabilir ki artık sizi mutsuz edecek? 
İlaveten, bir de "bağlantısız"sanız, işte o zaman keyfin kaymağını yiyorsunuz demektir. 
Ve siz böyle kaymak yerken bir yandan da geziyorsanız, gezebiliyorsanız bundan öte daha ne olabilir ki? 
İşte, “boştagezer” böylesi yoğun mutluluğun tek kelimeye indirgenmiş en güzel tanımıdır. 
(Aslında doğru imla ile “boşta gezer” yazmam gerekirdi ama ben mutluluğun yoğunluğunu artırmak için tek kelimeyi tercih ettim.) 

Mesela, "serbest meslek”… 
Burada, mutluluktan ziyade saygınlık öne çıkarılıyor. 
Hem meslek sahibi, hem de serbest… 
Memleketimizde mesleği olmayana kız vermeme geleneğinden kaynaklanıyor olsa gerek.  Meslekse meslek...  Hem de son derece özgür; istiklali elinde.  
Bu tabiri radyoda, televizyonda, özellikle yarışma programlarında o kadar sık duyuyorum ki gururlanmamam elde değil.  Kime mikrofon uzatsalar, mesleğini sorsalar, cevap hazır: boşta gezer... 
Kaba hesapla -ki incesini beceremem zaten- ergin erkek nüfusunun yüzde elli dört buçuğu serbest meslek erbabı.  Buna bir de memur, işçi, emekli ve esnafı da ekleyince görüyorum ki dünya kriz içerisinde kıvranırken bizde işsizlik diye bir mesele mevzu bahis değil. 

Bu tespitimle hayli memnun, mesut, kendimi kaldırımlara atıyorum, geziyorum; boş, boş... 

Sevgiler,

Ruşen

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.