23 Temmuz 2012 Pazartesi

Hayatın anlamı -2-

Bir önceki yazımı tekrar okuyunca kuşkuya kapıldım, "Kayran kıyısında" demem doğru mu diye. Yoksa, "Kayran sahilinde" mi demeliydim? Hani sanki denizlerin kıyısı, karaların sahili olurmuş gibi geldi, bir an. 
Misal: "Boğaz kıyıları", "Ada sahilleri"... 
Gerçi, "Fransa kıyılarındaki kayalıklara çarparak batan tanker" haberi duymuşluğum da var televizyonda ama televizyon bu, ne kadar güveneyim? Doğrusunu öğrenmek isterim. 
Hayatın anlamını bulmama yardımcı dalgaları seyrederken Kayran sahilinde, bir yandan da elimde biriktirdiğim küçük taşlarla biraz uzakta gözüme kestirdiğim büyükçe taşları nişanlıyorum. Herhalde sadece erkeklere mahsus bir oyun olsa gerek bu. Nedense, kızlar üç beş taş aldıklarında ellerine hemen beş taş oynamaya başlar, erkekler ise sağa, sola fırlatırlar. Erkeğim ya, beş taş oynayacak halim yok... Güzelce nişanlıyor, fırlatıyorum. Gözüme kestirdiğim taşı vurduğumda, tarif edilmez gurur duyuyorum. Skor yazıyorum kendime. Sanırım bu da bir erkeklik dürtüsü olsa gerek: skor yazmak... 
Neyse, mevzuyu mecraından çıkarmayayım. Ben böyle kendimce skor yazmaya çalışırken, fırlattığım pembe yeşil alacalı küçük tas, nişanladığım büyük siyah taşın tam ortasına denk geldi, ikiye bölündü. Bir parçası bir tarafa, diğer parçası başka tarafa fırladı gitti. Tam o esnada sahile bir dalga vurdu. Bir an düşündüm; binlerce sene uğraşa, didine sahile çıkabilmeyi başarmış o güzelim taşı yerinden etmem, parçalamam yazık değil mi, bir skor uğruna? Karar verdim: bundan böyle sağa, sola taş fırlatmayacağım. Skorsa skor; bugüne dek yaptıklarım yeter. Ha, eminim, simdi birileri çıkıp, "Yapamadığı için bahane arıyor" diyecekler. Desinler... Kim ne derse desin; değmez o taşın binlerce yıllık uğraşını heba etmeye. 
İşte o an farkına vardım ki yıkmak, parçalamak, bozmak çok daha kolay yapmaktan, yaratmaktan; nedense?.. Aslında, neden olduğunu biliyorum: termodinamiğin ikinci kanunu... "Things, left to themselves, deteriorate." Bir iddia; kainat şimdi genişliyor ya, bu genişleme tersine donup de büzülme başladığında, o zamanki fizikçiler termodinamiğin ikinci kanununu şöyle açıklayacaklar: "Things, left to themselves, ameliorate." Misal: bir deste iskambil kağıdını şimdilerde yere düşürdüğünüzde etrafa dağılır; ama büzülen evrende darmadağınık iskambil kağıtlarını yere düşürdüğünüzde güzel bir deste halinde toplanacaklar. Muhakkak, ev hanımları çok hoşlanacak bundan. 
Ha, taşları denize fırlatmaktan vazgeçtim ama deniz yıldızlarını fırlatmaya devam ediyorum, hala. Düşünmüyor da değilim; onları da mi denize geri fırlatmamak daha doğru diye. Niye kendimi mecbur hissediyorum ki deniz yıldızlarından yana olmaya? Nasıl olsa skor söz konusu değil ama işte o, "politically correct" olma mecburiyeti yok mu?.. Hep deniz yıldızlarından yana olmuşum; kuşların gözünden bakmamışım hiç dünyaya. Nasıl vazgeçiyorsam skordan, "politically correct" olmaktan da öyle vazgeçebilirim, herhalde.  Denemeliyim. 


Sevgiler, 


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.