Kayran kıyısında, bir
yandan denize taş atıyor bir yandan da hayatın anlamını düşünüyorum. Buldum da…
Sanmayın kolay oldu. Uzun zamandır aklımdaydı ama is gailesi, çoluk, çocuk, filan derken pek vakit bulamıyordum. Oysa ki şu sıralar oldukça vaktim var. Rahatça düşünebiliyor; dahası, muhakeme yapabiliyorum. Tabii düzensiz aralıklarla kıyıya vuran dalgaların da katkısı var. Her dalga bir fikir getiriyor, bırakıyor. Toplaya toplaya, toplaya çıkara, induction, deduction derken, sonunda buldum. Merak etmeyin, bulduğunu, bildiğini kendine saklayanlardan değilim. Sevdiklerimle, sevmediklerimle, tanıdıklarımla, tanımadıklarımla, herkesle paylaşırım. Eminim sizler de bulmaya çalışıyordunuz hayatın anlamını. Neyse ki gerek kalmadı artık. Gidin, başka şeylerle uğrasın; anlamını bulmakla uğraşmayın hayatın, tadını çıkarmaya bakın. Ben anlamını ararken bu mundane hayat süregidiyor tabii ki.
Hiç
beklemezdim; o sakin İtalya’nın kuzeyinde oldukça şiddetli bir deprem meydana
gelmiş; hem de üst üste iki kez. Sonra
Tekirdağ, sonra Muğla… Hayatın anlamını
bulan ben, buna bir anlam veremedim. Araştıracağım... Deprem oldu ya, bizim
medyada, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda bir “merkez üssü”dur gidiyor.
Hangi kanalı açsam spiker, “merkez üssü”
diyor. Hemen zaplıyorum; bakıyorum diğer
kanalda bir “merkez üssü” daha... Yıllardır mücadele ediyorum bununla. Hayatın anlamını bulmak için uğraşmadığım
kadar uğraştım bu uğurda. Hayatın anlamını
çözdüm ama bu meseleyi halledemedim. Yıllardır
söylerim, “merkez üssü” değil, “merkez üstü”!.. Yerin bilmem kaç bin metre
altında bir hareket olmuş, oraya depremin merkezi; onun üstüne, yeryüzüne denk
gelen yere de “merkez üstü” denir. İngilizcesi,
“epicenter”. Hani, “epiderm” gibi; üst deri… Ama bizim medya cahilleri, izledikleri macera
filmlerinin etkisiyle, “Ay üssü Alfa”dan mülhem, bir “merkez üssü” tutturmuş
gidiyorlar.
Peki ya “vekil”?.. “Milletvekili” demeye üşeniyorlar veya yayının
saniyesi para olduğu için kısaltıyorlar; onun yerine “vekil” diyorlar. Diyorlar ama bilmiyorlar ki “vekil” siyasi
literatürde “bakan” demektir. Mesela
Maarif Vekili, mesela Başvekil… Başbakana
Başvekil derdik. Birileri “milletvekili”ni mutlaka kısaltmak istiyorsa ”mebus”
desin. Ama bizim medya cahilleri nereden
bilecek “mebus”u? Geçenlerde daha da ileri gittiler, "bakanlar kurulu"nu kısaltıp "kurul" dediler. Avazım çıktığınca bağırdım televizyona, "Ona kabine derler, kabine!" diye. Haydi, muhabirler,
haberi yayına hazırlayanlar, okuyan spikerler hepsi cahil; peki
bunların okumuş, yazmış, yabancı televizyon izlemiş, gazete okumuş, yabancı dil
veya hiç olmazsa orta seviye Türkçe bilen yönetici ağabeyleri, ablaları yok mu?
Ha, bir de “giga” meselesi
var -“merkez üssü” veya “vekil” kadar olmasa da- kanıma dokunan. Bu aralar herkes bilgisayarcı oldu ya; her
yerde Ciga Bayt asağı, Ciga Bayt yukarı. Veya Ciga Hertz oraya, Ciga Hertz buraya... Ciga değil; giga, giga, giga... Yani, “giggle” gibi; Giresun gibi. Tamam, Giresun’a Karadenizlilerin Ciresun
demesini anlıyorum ama “giga”nın alakası yok Karadeniz’le. Birileri Google’dan, Wikipedia’dan bakıp
"ciga" denebileceğini iddia etse de, ben "giga" diyenlerin
safındayım.
Kimse galat-i meşhur
muhabbeti yapamasın. Adı üzerinde,
“galat”…
İngilizce’de -bizden aşırma-
“trivia” diyorlar; biz ise böyle şeylere “tırıvırı” diyoruz.
İşte sahile vuran
dalgaların getirdikleri bunlar.
Hayatın anlamı?..
Daha sonra...
Sevgiler,
Ruşen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.