23 Temmuz 2012 Pazartesi

Hayatın anlamı -1-

Kayran kıyısında, bir yandan denize taş atıyor bir yandan da hayatın anlamını düşünüyorum. Buldum da… 

Sanmayın kolay oldu. Uzun zamandır aklımdaydı ama is gailesi, çoluk, çocuk, filan derken pek vakit bulamıyordum. Oysa ki şu sıralar oldukça vaktim var. Rahatça düşünebiliyor; dahası, muhakeme yapabiliyorum. Tabii düzensiz aralıklarla kıyıya vuran dalgaların da katkısı var. Her dalga bir fikir getiriyor, bırakıyor. Toplaya toplaya, toplaya çıkara, induction, deduction derken, sonunda buldum. Merak etmeyin, bulduğunu, bildiğini kendine saklayanlardan değilim. Sevdiklerimle, sevmediklerimle, tanıdıklarımla, tanımadıklarımla, herkesle paylaşırım. Eminim sizler de bulmaya çalışıyordunuz hayatın anlamını. Neyse ki gerek kalmadı artık. Gidin, başka şeylerle uğrasın; anlamını bulmakla uğraşmayın hayatın, tadını çıkarmaya bakın. Ben anlamını ararken bu mundane hayat süregidiyor tabii ki. 

Hiç beklemezdim; o sakin İtalya’nın kuzeyinde oldukça şiddetli bir deprem meydana gelmiş; hem de üst üste iki kez. Sonra Tekirdağ, sonra Muğla… Hayatın anlamını bulan ben, buna bir anlam veremedim. Araştıracağım... Deprem oldu ya, bizim medyada, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda bir “merkez üssü”dur gidiyor.  Hangi kanalı açsam spiker, “merkez üssü” diyor. Hemen zaplıyorum; bakıyorum diğer kanalda bir “merkez üssü” daha... Yıllardır mücadele ediyorum bununla. Hayatın anlamını bulmak için uğraşmadığım kadar uğraştım bu uğurda. Hayatın anlamını çözdüm ama bu meseleyi halledemedim. Yıllardır söylerim, “merkez üssü” değil, “merkez üstü”!.. Yerin bilmem kaç bin metre altında bir hareket olmuş, oraya depremin merkezi; onun üstüne, yeryüzüne denk gelen yere de “merkez üstü” denir. İngilizcesi, “epicenter”. Hani, “epiderm” gibi; üst deri… Ama bizim medya cahilleri, izledikleri macera filmlerinin etkisiyle, “Ay üssü Alfa”dan mülhem, bir “merkez üssü” tutturmuş gidiyorlar. 

Peki ya “vekil”?.. “Milletvekili” demeye üşeniyorlar veya yayının saniyesi para olduğu için kısaltıyorlar; onun yerine “vekil” diyorlar. Diyorlar ama bilmiyorlar ki “vekil” siyasi literatürde “bakan” demektir. Mesela Maarif Vekili, mesela Başvekil… Başbakana Başvekil derdik. Birileri “milletvekili”ni mutlaka kısaltmak istiyorsa ”mebus” desin. Ama bizim medya cahilleri nereden bilecek “mebus”u? Geçenlerde daha da ileri gittiler, "bakanlar kurulu"nu kısaltıp "kurul" dediler. Avazım çıktığınca bağırdım televizyona, "Ona kabine derler, kabine!" diye. Haydi, muhabirler, haberi yayına hazırlayanlar, okuyan spikerler hepsi cahil; peki bunların okumuş, yazmış, yabancı televizyon izlemiş, gazete okumuş, yabancı dil veya hiç olmazsa orta seviye Türkçe bilen yönetici ağabeyleri, ablaları yok mu? 

Ha, bir de “giga” meselesi var -“merkez üssü” veya “vekil” kadar olmasa da- kanıma dokunan. Bu aralar herkes bilgisayarcı oldu ya; her yerde Ciga Bayt asağı, Ciga Bayt yukarı.  Veya Ciga Hertz oraya, Ciga Hertz buraya... Ciga değil; giga, giga, giga... Yani, “giggle” gibi; Giresun gibi. Tamam, Giresun’a Karadenizlilerin Ciresun demesini anlıyorum ama “giga”nın alakası yok Karadeniz’le. Birileri Google’dan, Wikipedia’dan bakıp "ciga" denebileceğini iddia etse de, ben "giga" diyenlerin safındayım.

Kimse galat-i meşhur muhabbeti yapamasın. Adı üzerinde, “galat”…

İngilizce’de -bizden aşırma- “trivia” diyorlar; biz ise böyle şeylere “tırıvırı” diyoruz.

İşte sahile vuran dalgaların getirdikleri bunlar.

Hayatın anlamı?..
Daha sonra...


Sevgiler,


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.