2 Temmuz 2016 Cumartesi

İftar sessizliği

Tıpkı müzik tınısı gibi; Donato kardeşlerden El Huracan veya Pugliese'den Desde el Alma, Gotan Project'ten La Musica Brutal veya Linetzky-Romeo bestesi Sentimientos veya Alfredo Zitarrosa'nın bestesi el Violin de Becho'nun Soledad Bravo yorumu veya Dulce Pontes'ten Canção do Mar veya Itri'nin o muhteşem segâh Teşrik Tekbiri ve hatta Salat-ı Ümmiye'si veya Schubert'in Ave Mariası veya Yasmin Levy'den insanı yere çakan Una Noche Mas veya Itzhak Perlman'ın kemanından yayılan Schindler's List teması -ki yeri gelmişken John William'ı bir kez daha selamlıyorum- veya sarı gelin veya kışlanın önünde redif sesi var misali sayamadığım daha nicesi gibi hani kulağınızdan girip en ince damarınızdan geçerek en ücra hücrenize işler ve burnunuzun direğini sızlatarak sizden evrene yayılır ya... İşte öyledir iftar sessizliği. Damarlarınızdan geçip hücreleriniz işleyen ise ses değil, aksine, sessizliktir.

Ama asla bir ses yokluğu 'sessiz'lik değil, sade bir 'sessizlik'tir iftar sessizliği. Sessizliğin en yalın ve bir o kadar da yoğun, en saf halidir. İftara yetişmek için koşturan birkaç ayak sesi, aceleyle park eden bir araba veya son dakikada yetişen bir pide -belki pizza- motorcusu, açık pencerelerden duyulan çatal, bıçak sesleri -değil bozmak- daha da yoğunlaştırır bu sessizliği.

Son zamanlarda, bu uzun ve sıcak günlerde oruç tutmuyorum, tutamıyorum. Tıpkı dinimin başka bazı şartlarını da yerine getirmediğim ve dahası, kimi bilmeyerek, kimi bilerek günah işlediğim gibi. Can benim, günah benim, cennet benim, cehennem benim; Allah, benim Allah'ım. İsterse cezalandırır beni -ki korkuyorum. Ama her şey Allah'ımla benim aramda. Kime ne?.. O yüzden kınıyorum; sıcak bir ramazan günü -yoldan gelmişim, susamışım- bir şişe su almak için girdiğim benzincide dolabın fişini çeken adamı. Belki de abartıyorum. Sorsaydım, abi ramazanda satış olmuyor, boşuna elektrik harcamasın diye çektim fişi diye basiretli tacir açıklaması getirebilirdi yaptığına. Neyse, o da onun günahı; onunla Allah arasında deyip geçelim.

Her zamanki gibi, konuyu dağıttım; sessizlikten alıp susuzluğa getirdim lafı. Dönersek sessizliğe: oruç tutmasam da, ramazanda her akşam, imkân buldukça, iftar vakti gelmeden birkaç dakika önce balkona çıkıp iftar sessizliğini dinlerim. Çocukluğuma giderim, topun atılmasını beklediğim günlere.... Şerefedeki lambanın yandığını gören ilk ben olmak isterdim hep. Ne var ki şimdilerde, belirli akşamlar hariç, şerefelerde lamba yanmıyor; çoğu yerde top da atılmıyor.

İftar sessizliğini dinlerken bir an gelir, ezan başlar aniden. Ne ilginçtir ki o aniden duyulan ezan asla bozmaz iftar sessizliğini; aksine daha da artırır ve derinleştirir. Herkes ikinci eşhedü en lâ ilahe illallah okunduğunda ilk yudumunu veya lokmasını alırken ben hâlâ beklerim balkonda, ta ki o en son lâ ilahe illallah'ın uzatılan o en son tınısı gök kubbede kaybolana dek. Beni balkonda görenler, orucumu açmak için iftarı bekliyorum zannederler, muhtemelen. İster istemez mahçup olurum. Sanki kandırıyormuşum gibi gelir, başkalarını ve dahi kendimi. Ama yine de vazgeçmem balkona çıkıp dinlemekten iftar sessizliğini.


Hayırlı ramazanlar,


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.