19 Eylül 2013 Perşembe

Hayatın anlamı -4-

Uzun ara verdim hayatın anlamını anlamaya ama anlamayın ki hayat anlamsız geçti bu ara. Ben anlamasam da hayat anlamlı olsa gerek. 

Sahile vuran dalgaları seyretmekle, etrafa taş atmakla olmuyor; iyisi mi dedim, anlamakla uğraşmayayım, anlayanlara sorayım. 

Aradım, anlayan var mı diye; gördüm ki bir dolu insan gurulardan medet umuyor. Bu gurular öyle ortalık yerde dolaşmıyorlar; genellikle kervan geçmez, iz düşmez yerlerde oturuyor, sabahtan akşama hayatın anlamı üzerine ahkâm kesiyorlar. Az yiyor, az içiyor, öyle benim gibi elde kadeh sahilde uzanarak değil, dağın tepesinde bağdaş kurarak kesiyorlar ahkâmı. 

Doğrusu üşendim oralara kadar gidip sormaya; onun yerine, soranların tecrübelerinden yararlanayım. İşte biri: 

Adamcağız tüm varlığını hayatın anlamını öğrenmeye vakfetmiş; bu uğurda servetini, ömrünü tüketmiş. Aramış, sormuş, soruşturmuş; sonunda duymuş ki Tibet’te bir dağın tepesindeki manastırda falanca guru biliyormuş hayatın anlamını. Kalan mecaliyle zar zor ulaşmış o manastıra ve uzun bir bekleyişten sonra huzura kabul edilmiş. Bakmış ki guru hiç oralı değil; sakince oturuyor, önündeki tabaktan arada bir zeytin atıştırıyor. 
Adamcağız sonunda dayanamamış, konuşmuş: 
-- Onca yılımı, servetimi harcadım hayatın anlamını öğrenmek için. Sen biliyormuşsun. Yalvarırım söyle bana, hayatın anlamı ne? 
Guru derin bir nefes almış; uzun uzun düşünmüş; önce etrafına, sonra adama bakmış ve nihayetinde önündeki tabaktan bir zeytin alıp göstermiş:
-- Bu. 
Adamcağız şaşkın, hatta hüsran içerisinde: 
-- Bu mu?.. 
-- Değil mi??. 
Bununla yetinmedim, aramaya devam ettim, ta ki şu adamın hikâyesine kadar: 
Adamcağız tüm varlığını hayatın anlamını öğrenmeye vakfetmiş; bu uğurda servetini, ömrünü tüketmiş. Aramış, sormuş, soruşturmuş; sonunda duymuş ki Nepal’de bir dağın tepesindeki manastırda filanca guru biliyormuş hayatın anlamını. Kalan mecaliyle zar zor ulaşmış o manastıra ama meğerse o guru manastırın dışında, dağın zirvesinde otururmuş. Tehlikeli patikalardan, dik yamaçlardan tırmanarak varmış yüksek bir uçurumun kenarında oturan gurunun yanına ve hemen sormuş: 
-- Yıllarımı, servetimi harcadım ve hatta hayatımı tehlikeye atarak bu dik yamaca tırmandım hayatın anlamını öğrenmek için. Sen biliyormuşsun.  Yalvarırım söyle bana, hayatın anlamı ne? 
Guru derin bir nefes almış; uzun uzun düşünmüş; önce etrafına, sonra adama bakmış ve nihayetinde konuşmuş: 
-- Bilmiyorum. 
Adamcağız şaşkın, hatta hüsran içerisinde, hayli kızgın: 
-- Ne?.. Nasıl olur?.. Hepsi bu mu? Tüm servetimi, ömrümü harcadım ben bu uğurda. 
-- Atla o zaman. 


Sevgiler, 


Ruşen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.