9 Ekim 2013 Çarşamba

Zeki Müren de bizi görecek mi?

Sahile vuran dalgaları izlerken ister istemez gidiyor aklım yıllar önce okuduğum quantum fiziği derslerine; ışığın, maddenin dualitesine... 
Hayat dalga mı, yoksa küçük, minik paketler mi?.. 

Bir yanımda Werner, hani şu Heisenberg olan; öbür yanımda Erwin Schrödinger, hani şu kediyi kutuya kapatan...  
Konuşuyoruz... 
Kedi, Schrödinger'in ayağının dibinde, kutuda. 
Bilmiyoruz ölü mü, değil mi. 
Ben, mırıltısını duyuyorum; "Yaşıyor," diyorum. 
Heisenberg göz kırpıyor, o kadar emin olma dercesine... 
İşte Kayran böyle bir yer.  Sabahtan akşama laflıyoruz... 
Geçen gün bir laf attım ortaya. 
"Beyler," dedim, "Biz, bu memlekette hayatı dualite içerisinde yaşıyoruz."
Anlamadıklarını görünce izah etmek zorunda kaldım. 
Ne denli parlak bilim adamları olsalar da bazen anlayamıyorlar.
"Biz hayatla dalga geçerken o, paket paket gelir üstümüze," dedim. 
Baktım ki anlamamakta ısrarcılar, vaz geçtim açıklamaktan; kendi kendime düşündüm... 

Düşünürken bir yandan saydım, kaç paket gelmiş diye şu altmış yıllık ömrümde. 
Çok... 
Her açılan pakete öyle veya böyle tepki göstermiş milletimiz. 
Kimi beğenmiş, beğenmemiş, benimsemiş, umursamamış... 
Ortaya atılan her pakete herkes kendince bir tepki vermiş, bir şey söylemiş.  
Beni en etkileyeni -ki Türk sinematografyasının en müthiş repliğidir: "Peki, Zeki Müren de bizi görecek mi?" 
Artık, adet edindim ben de; ne zaman bir paket açılsa hep bu soruyu sorarım. 
Paketi açtık. Bundan böyle Zeki Müren'i göreceğiz. 
Peki, o bizi?.. 


Sevgiler,


Ruşen